Anasayfa    Macera      GÜNEY PATAGONYA: Dünyanın En Ucu

GÜNEY PATAGONYA: Dünyanın En Ucu



Yeni yılı, çocukluğunda hayranlık duyduğu JulesVerne'in Dünyanın Ucundaki Fener romanında anlatılan Estados Adası'ndaselamladı. Tehlikeli bir kanalda sudan surları aşıp dünyanın güneyucundan döndü. Büyük Okyanus onu bekliyordu.

Mar del Plata'da günler birbirini kovaladı. Zamanı alışveriş yapmak,tekneyi zor ve tehlikeli olabilecek seyirlere hazırlamakla geçirdik.
İlkönce teknenin ısınma problemini çözmem gerekti. Arjantin'de güneyyarımkürenin yazındaydık. Buna rağmen Antarktika'nın yakınlarına kadarineceğimiz için hava iyice soğuyacaktı. Mardek sıcak ortamlarda seyiryapmaya göre tasarlandığından herhangi bir ısınma sistemini koyabilecekyer düşünülmemişti. Bulabildiğim her sistem karışık baca ya da egzozdonanımlarını içeriyordu. Ama teknede bunları geçirebileceğim bir yeryoktu. Isınma sistemini kurmak için mecburen çok daha küçük ve pratikbir şey aramaya başladım.
Önce ufak tüpgaz ısıtıcıları gözüme pratikgöründü. Fakat gaz kaçağının neden olabileceği kazalar yüzündenvazgeçtim. Sonra teknenin ocağı üzerine bir briket ya da saksı koyarakyapılan basit ısınma sistemlerini denedim. Hiçbiri yeterli sonuçvermedi. ?ehirde moralim bozuk dolaşırken bir nalburda, vitrininarkalarında bir sürü ıvır zıvır arasına sıkışmış toz içinde minik birsoba ilişti gözüme. Hemen içeri girip sordum. Satıcı bunun bir gazyağısobası olduğunu, fakat çok demode olduğundan kimsenin almadığını,yıllardır vitrinde durduğunu söyledi. Sobanın boyutları tam istediğimgibiydi. Hiç tereddüt etmeden 36 Arjantin Pezosu'na yani aşağı yukarı 15ABD Doları gibi komik sayılabilecek kadar ucuz bir fiyata sobayıkoltuğumun arasına sıkıştırarak tekneye dönüp denedim. Biraz koku yapsada mükemmel işliyordu.

İlk önemli problem hallolmuştu. Şimdi çok dahaönemli fırtına yelkeni problemini halletmem gerekiyordu. Bu zamana kadarsert havalarda teknenin ön yelkenini sarıp küçülterek fırtınalarıatlatmıştım. Fakat önümüzdeki 1200 mil boyunca hava şartları o zamanakadar karşılaşmadığım derece sert olabilir, rüzgârla boğuşmam mümkünolmayabilirdi. Bu yüzden yedekte sakladığım ikinci ön yelkenimi biryelken imalatçısına teslim ettim. Koca yelken üç gün sonra minicikşekilde geri geldi. Adam bulunduğu bölgenin denizlerini bildiğindenmakasına acımamış, yelkeni tam bir mendil boyutuna indirmişti.
Sobaydı,yelkendi, haritaydı, halattı derken günler birbirini kovaladı. Sonundaher gün internete girerek aldığım hava raporlarından, önümdeki üç dörtgün havanın uygun olduğunun müjdesi çıktı. Rapora göre büyük bir yüksekbasınç sistemi birkaç gün boyunca orta şiddette kuzey rüzgârınınesmesini sağlayacaktı.
Bulunduğumuz bölge ilk defa yelkenli birtekneyle Macellan tarafından 1520 yılında geçildi. Son derece güçlü esenrüzgârlar ve ardı ardına patlayan fırtınalar yüzünden 40. Paralel ile50. Paralel arasına 'Kükreyen Kırklar' (Roaring Fourties), 50.Paralel'den güneye ise 'Çığlık Atan Elliler' (Screaming Fifties) adıverildi. Mardek'in rotası 55. Paralel'e kadar indiğinden bu efsanevibölgelerin hepsinden geçecektik. Bu sinir bozucu adlar göz önünealındığında, meteorolojik raporun öngördüğü hava kaçırılacak gibideğildi.

Uzayıp giden eksikler listesindekileritamamlayamadan bu uygun rüzgârları kaçırmamak için 10 Aralık 2005 günürüzgârın kuzeye dönmesiyle birlikte hiç vakit kaybetmeden, akşama doğruMar del Plata'dan ayrıldık.
Bu kükreyen, çığlık atan, ortalığıbirbirine katan coğrafyadaki ilk seyir gece başladı. Sinirlerim buzamansız hareketten dolayı iyice gerilmiş halde, saçlarım dimdik, GPS'teher geçen mili saymaya başladım. Rüzgâr sanki bana nispet yaparcasınaakşamın ilerleyen saatlerinde arttıkça arttı ve gece yarısına doğrufırtına kuvvetinde esmeye başladı. Ana yelkene iki camadan basmış, öndeyeni yaptırdığım fırtına yelkeniyle dalgaları yandan alarakilerliyorduk. Neyse ki bu azgın rüzgâr fazla uzun sürmedi. Sabahın ilkışıklarıyla hızını alarak meteorolojinin öngördüğü biçimde esmeyebaşladı.

Seyrin sonraki günlerinde rüzgâr kayda değer bir sıçramayapmadan kuzeyden, yani arkadan esti durdu. Sonunda 14 Aralık sabahıValdes Yarımadası'nın güneyindeki Nuevo Koyu'nun dev girişi önümüzdeaçıldı. Hava raporunun son haline göre o gün öğleden sonra rüzgârıngüneye dönmesi ve fırtına halinde esmesi gerekiyordu. Nitekim, koyagirdikten kısa süre sonra rüzgâr önce tamamen durdu, ardından da usulusul güneyden esmeye başladı.
Arkamızdan beş tekne daha gelip demirattı. Fransız bayraklı Wapiti ve Astarte, Danimarka bayraklı Dana, Almanbayraklı Breakpoint ve İsviçre bayraklı Olimir. Bu teknelerin hepsiniMar del Plata'da görmüş, arada bir selamlaşma dışında hiçbir alışverişimolmamıştı. Bizim ardımızdan hemen hemen aynı zamanlarda yola çıkmışlarve hava raporunu izlediklerinden aynı noktaya demir atmışlardı. Tesadüfeseri bir araya geldiğimiz bu teknelerle önümüzdeki haftalarda kaderbirliğinde bulunacak ve bu tehlikeli, ıssız sularda bir arada seyiryapacaktık.

Fırtına altında geçirdiğimiz birinci gecede telsizaracılığıyla ilk temaslar başladı. Önce her teknenin adı ve ekipleritek tek öğrenildi. Tekneler genel olarak ikiye ayrılmış gibiydi. Dana veBreakpoint İngilizce konuşuyor, diğer üçü ise Fransızca diyalogkuruyordu. Biz ise iki grup arasında zaman zaman tercümanlık yapıyorduk.İlk önce çok sıkıcı gibi görünen bu telsiz sohbetleri bir süre sonrakeyifli bir hal aldı. Sophie ile ses tonlarına göre insanlarındedikodularını yaparak epey eğlenceli zaman geçirdik.
Telsizikullanma şekilleri ve ciddiyetleri ülkeler için söylenen genel çizgilereinanılmaz biçimde uyuyordu. Alman teknesi Breakpoint en ciddi ve nizamiolarak kuralları uygulayandı. Ciddiyet ve disiplin her kelimedekendisini belli ediyordu. Telsizden yemek tarifi alırken bile sankiuçağını iniş pistine yaklaştıran bir pilot gibi konuşuyorlardı. Fransıztekneleri ise aynen karşılıklı konuşuyorlarmış gibi hiçbir kuraltanımadan kullanıyorlardı telsizi. İsviçreli, Danimarkalı ve Türktekneleri ikisinin arasında bir yerlerdeydi. Kuralları biliyorlar, fakatzaman zaman kullanıyorlardı.
Fransızlarınkiler dışında her tekneninbir şekilde hava durumu raporlarına ulaşma olanağı vardı. Bu sayede üçfarklı kaynaktan sürekli hava raporlarını izlemeye, bilgileri değiştokuş etmeye başladık. Sonunda hep birlikte karar verip havanınuygunluğuna hükmettik ve bir gün sonra Nuevo Koyu'nu terk ettik.
Amaç,Arjantin kıyılarının en korunaklı limanı Caleta Horno'ya ulaşmaktı.Fakat bölgenin istikrarsız havası kendini göstermekte gecikmedi. Altıüstü 40 deniz mili mesafedeki Bahia Janssen açıklarında rüzgâr anidengüneyden sert esmeye başladı. Güvenli bir koyun çok yakınlarındaolduğumuz için hiç tereddüt etmeden dümeni kırarak fırtınayı buradageçirmeye karar verdim.

Bu koy Latin Amerika'nın en büyük penguenkolonisine ev sahipliği yapıyor. Kolonide yaklaşık bir milyon pengueninyaşadığı sanılıyor. Tabii böylesine kalabalık bir ortamda demir atıncateknenin etrafı bir anda meraklı penguenlerle doldu. Su üzerinde dahaçok siyah bir ördeğe benzeyen bu sukuşları bağıra çağıra epeyceetrafımızda dolanıp durdular. Sonunda bizden bir zarar ya da dahaiyimser tahminle, bir yiyecek gelmediğini görünce bir anda ortalıktankayboldular.
Bölge koruma sahası içinde olduğundan karaya çıkmakkesinlikle yasaktı. Bu yüzden dalış elbiselerimi giyerek bu şirinhayvanlarla yüzmeye kalkıştım. Fakat haddime mi düşmüş! Su sıcaklığının11 santigrat derecelerde seyrettiği bu denizler sıcak Akdeniz sularınagöre yapılmış dalış elbiseme biraz soğuk geldi. Suda beş dakikakalabildikten sonra mecburen tekneye döndüm.

Rüzgâr birkaç saatiçinde tekrar değişerek bu sefer kuzeyden esmeye başladı. Koy kuzeyetamamen açık olduğu için daha dinlenmeye vakit kalmadan tekrar demiralmak zorunda kaldım. Yorgunluktan bitap olmamıza rağmen yapacak bir şeyyoktu, bir şekilde daha güvenli bir demir yerine ulaşmak zorundaydık.
Gecezifiri karanlıkta rüzgârı arkamıza almış ilerlerken tekne bir andaduruverdi. Bir şok hissetmemiştim. Karaya oturmuş olamazdık. Fenerlesuya bakınca bir yosun adasına girdiğimizi dehşet içinde fark ettim.Soğuk suların tehlikelerinden biri de kelp adını alan bu yosunlar.Boyları 50 metreye kadar ulaşabilen bu yosunlar adacıklar yapıp küçüktekneler için ciddi problem yaratıyorlar. Tekneyi sarıp sarmalamışyosunlardan paçayı sıyırabilmek için yarım saat uğraştım. Sonunda riskigöze alıp motoru çalıştırdım ve tornistanla kurtulabildim.
Yolboyunca kayda değer başka olay olmadı. 17 Aralık günü saat 16:00'daArjantin kıyılarının en korunaklı koyu Caleta Horno'ya ulaştık. İnanılırgibi değildi, koyda üç tekne bağlı duruyordu. Normalde çok azyelkenlinin geldiği bu bölge için ciddi bir rakam. Sanırım herkesingüneye indiği sezonun başında bulunmamızdan kaynaklanıyordu bukalabalık.
Bizimle birlikte Fransız tekne Wapiti de koya giriş yaptı.Yoldaşımız diğer tekneler önceki iki koyda durmayı ve bizim koya dahasonra gelmeyi tercih ettiler.

Havaların istikrarsızlığı ve art arda patlayan fırtınalar yüzündenetrafında kıraç düzlükler ve denizden başka hiçbir şeyin bulunmadığı buıssız koyda tam dokuz gün kaldık. Puerto Deseado bir günlük seyirmesafesinde olmasına rağmen bir türlü ulaşamıyorduk. Mar del Plata'yıterk ederken Puerto Deseado'ya kadar yolun en fazla bir hafta süreceğinihesaplayarak toplam iki hafta yetecek erzak almıştık tekneye. Fakat buhesapta olmayan beklemelerle erzak tükenmeye başladı. Ciddi biçimdeiçecek su ve taze meyve, sebze sıkıntısıyla karşılaştık.
Dünyanın buücra köşelerine gelen tekneler genellikle oldukça büyük. Bu sayede hemkötü havayla daha güvenli mücadele edebiliyor, hem de yeterli yiyecek,içecek stoku yapabiliyorlar. Yolda karşılaştığımız diğer teknelerin enküçüğü bile Mardek'ten iki kat daha büyüktü.
Bundan cesaret aldım vebizden sonra koya gelmiş Danimarkalı Dana'dan 20 litre su rica ettim.Hiç problem olmadığını, teknelerindeki tatlı su üreten cihaz sayesindeistediğimiz kadar verebileceklerini söylediler. Yiyecek istemeye yüzümvarmamıştı. Uygun bir anda Puerto Deseado'ya gitmeyi planlıyordum.
Fakatbu sefer bir sürpriz bekliyordu bizi. Fransız Astarte ve İsviçreliOlimir, Noel'in hemen öncesinde koya giriverdiler. Amaçları o günübirlikte geçirmekti. Bulundukları koyda yalnız kalmak istememişlerdi.Orada rastladıkları insanların yardımıyla da bir köye gidip erzaktedarik etmişlerdi. Caleta Horno'daki tekne sayısını bildiklerinden hertekne için hatırı sayılır miktarda taze sebze ve meyve alışverişiyapmışlardı. Koya gelip teknelerinden Noel Baba gibi erzakı çıkarmayabaşladıklarında üzerimden oldukça büyük bir yük kalktı. Artık sadeceerzak tedariki için girişi oldukça problemli liman Puerto Deseado'yagitmek zorunda değildik.

Bu hoş sürprizin ardından hava da birdendüzelmeye başladı. Aldığımız raporlar, bizi buraya kadar getirensisteme benzer bir açıklığı müjdeliyordu. Tahminlere göre dört beş günboyunca bir fırtına beklenmiyordu. Bu bölge için tam bir nimetti. Hiçvakit kaybetmeye gelmezdi. Hemen yola çıkmak gerekiyordu.
Hepbirlikte 26 Aralık sabahı demir alıp koyu her zamanki ıssızlığına terkederek okyanusun dev dalgaları arasında yol almaya başladık. Saatlersaatleri, günler günleri kovalamaya başladı. Hava, tahminlerdoğrultusunda gayet iyi gidiyordu. Rüzgâr kuzeyden 20-25 deniz milihızla esiyordu.
Fakat bu mutedil rüzgâr bile büyük dalgakaldırıyordu. Tropik kuşakta ancak iki metre dalga oluşturacak rüzgârburada dört beş metrelik muazzam su duvarları meydana getiriyor, minikMardek de bu duvarlar boyunca inanılmaz sörf yapıyordu.
Telsizirtibatını tüm yol boyunca hiç aksatmadan sürdürdük. Önemli bir şeyolmasa da, arada bir herkes birbirinin hatırını soruyor, yemek tarifleritekneden tekneye aktarılıyordu. Isınmak bu seyrin en büyük zorluğuydu.Hava 50. Paralel'i geçmemizle birlikte çok soğudu. Tekne fazla yalpayaptığı için gazyağı sobasını yakamıyor, yaklaşık 10 santigratderecelerde seyretmeye başlayan nemli havada kat kat giyinerek yaşamayaçalışıyorduk.
Fakat bu güç ortamı yaşanır kılan çok önemli bir unsurvardı: Gündüz saatleri. Hava artık 23:00 civarında kararmaya, 4:00 gibitekrar aydınlanmaya başlamıştı. Yani 18-19 saat boyunca aydınlıktaydık.Vücudumuz uyku aşamasına çok kısa süreliğine geçiyor ve bu sayede defazla üşümeden yola devam edebiliyorduk.
Haraket noktamız CaletaHorno'ya 590 deniz mili uzaklıkta bulunan Estados Adası'na yoğun sisli30 Aralık 2005 günü akşam 22:00'de ulaşmayı başardık. Adaya ulaşmıştıkulaşmasına ama kararmaya başlayan havayla birlikte yedi metre civarındaeni olan çok tehlikeli bir boğazdan geçerek demir yerine varmamızgerekiyordu. Haritaya defalarca bakarak, radar, GPS, derinlikölçer,bilgisayar, ne varsa çalıştırıp ağır ağır boğaza doğru ilerlemeyebaşladım. Yoğun sis ve kararmaya başlamış hava yüzünden kara hayal meyalseçiliyordu.

Geçmemiz gereken boğazı ancak birkaç yüz metreyakınına gelince seçebildim. Nefesimi tutarak sadece üç metrederinlikteki boğazdan geçer geçmez teknenin sancağında bir karaltıdikkatimi çekti. Bir tekneye benziyordu. Biraz dikkat edince bununFransız tekne Astarte olduğunu fark ettim. Teknenin kıçı tamamen sudançıkmış, burnu suyun içinde hareketsiz duruyordu. Ne olduğunu sormak içintelsize gitmem olanaksızdı. Önce tekneyi güvene almam gerekiyordu.
Beklediğimizfırtınaya karşı tekneyi oldukça sağlam biçimde ufak bir adayla karaarasına bağladıktan sonra bota atlayıp Astarte'nin yanına gittik. JeanFrançois bizi neşeyle karşıladı yan yatmış teknesinde. 'Nerede kaldınızyahu, bunu görmenizi çok istiyordum. Bu hale gelmiş bir tekneyi heryerde bulamazsınız…' Başından oldukça olay geçmiş tecrübelidenizci Jean François herkesin umutsuzluğa kapılabileceği bir durumu sonderece soğukkanlı bir şekilde karşılamış gibiydi. 'Haritaya yeterincebakmamışım işte…' dedi. 'Ama olur böyle şeyler. Altı üstü birkaya bloğunun üzerinde tekne. Fakat tekne çelik, korkum yok. Gelgitlesular yükselince tekrar yüzmeye başlar nasıl olsa.'
Gerçekten deertesi sabah uyandığımızda Astarte'yi yanı başımıza bağlanmış bulduk.Sabah 5:00 gibi tekne suların yükselmesiyle yüzmeye başlamış.
Sonradan İsviçreli Olimir ve Fransız Wapiti'nin de gelmesiyle toplam dört tekne bu muazzam koyda yeni yıla birlikte girdik.
Neyılbaşı ama! Tekneyi dünya turuna hazırlamaya başladığım andanitibaren, yani yaklaşık üç yıldır yılbaşında olmak istediğim yerdeydim.Küçüklüğümde hayran olduğum, Jules Verne'in hemen her kitabını birsolukta okurdum. Onun Dünyanın Ucundaki Fener romanının geçtiği'dünyanın ucundaki' adanın Estados Adası olduğunu anladığımdan beriburaya gelmek ve özel bir an geçirmek istiyordum. Yılbaşı böyle bir aniçin biçilmiş kaftandı doğrusu.
Fakat bu düşümü bir ara korkuyladeğiştirdiğim rotam nedeniyle az kalsın ertelemek zorunda kalacaktım. Burotanın riskleri, ilk defa okyanusa çıkmam yüzünden gözümde fazlabüyümüş, beni Panama rotasına girmeye zorlamıştı. Fakat bu istek o kadargüçlü, tropik sular o kadar monotondu ki, sonunda Trinidad'da rotayıtekrar güneye çevirmiş, bu zamansız rota değişimi yüzünden çok zorseyirler yapmıştım. Yine de tam da olmak istediğim yere öyle ya da böyleulaşmayı başarmıştım sonunda.
Jean François'nın buz gibi sularadalarak çıkardığı iri yengeçlerin kaynatıldığı çok güzel, çok sıcak biryılbaşı geçirdik bir arada. Bu sularda seyir yapmayı göze almışdenizciler birbirinden tatlı, hoşsohbet insanlardı. Dünya yıkılsaumurlarında değildi. Aldıkları risklerin bilincinde, hayattan zevkalmaya odaklanmış, dostlukları çok keyifli insanlardı. Sanırım onlarlairtibatı uzun yıllar kaybetmeden sürdüreceğiz.
Hiç insanınyaşamadığı, tüm kayaların üzeri sünger gibi kalın ve yumuşak yosuntabakasıyla kaplı, rüzgârın, soğuğun, buzun ve karın hüküm sürdüğü buyalnız adayı yeni yılın üçüncü sabahı terk ettik. Koca kıtayı güneydendönmemizle aramızda kalan son engel Maire Boğazı'nı geçmemizgerekiyordu. Estados Adası ve anakara arasındaki 10 deniz miligenişliğinde ve 30 deniz mili uzunluğundaki bu boğaz yolun belki de enriskli bölgesiydi.
Boğazda dört deniz mili hızla akan gelgit akıntısıkarşı yönden esen sert bir rüzgârla karşılaşırsa 10 metreye ulaşan veher biri kırılan dalgalar oluşturabiliyordu. Değil Mardek boyutlarında,çok daha büyük tekneler için bile ciddi tehlike yaratabilecek buboğazdan akıntı ve rüzgârı çok iyi hesaplayarak, kusursuz birzamanlamayla geçmek gerekiyordu.
Yaptığımız hesaplarla boğazı hiçgüçlük çekmeden, akıntının da yardımıyla dört saat gibi kısa bir süredegeçerek kıtanın güney ucunu saat 14:00'te dönmeyi başardık. MaireBoğazı'nı badiresiz atlattık diye sevinirken burnu dönmemizle birliktebir anda müthiş bir fırtına başladı.
Rüzgâr kuzeyden, yani karadanesmesine rağmen korkunç deniz kaldırdı. Ortalama 50, sağanaklarda 60deniz mili hızla esen rüzgârla baş edebilmek için ana yelkene üçüncücamadanı vurdum, cenovayı mendil boyutuna indirdim. Bu sırada dalgalardefalarca üzerimde kırıldı. Deniz suyunun sekiz, havanın da 10 santigratderecede olduğu bu bölgede iç açıcı bir durum değildi doğrusu.
Korkunçrüzgâr yüzünden daha fazla ilerleyemeyeceğimize kanaat getirince hemenbir sığınak aramaya başladım. Sonunda yol üzerinde, iyi bir korunaksağlayan Bahia Aguirre'e kapağı attık. Koya girer girmez denizlerkırıldı, rüzgâr azaldı.
Havanın düzelmesini iki gün bekledik bukoyda. Sonunda 5 Ocak 2006 günü yola çıkarak Beagle Kanalı'na girişyaptık. Artık Patagonya'nın azgın denizlerden koruma sağlayan labirentgibi kanallarına girmeyi başarmıştık. Bu kanalın üzerinde yer alan,'dünyanın en güneyindeki kent' unvanını taşıyan Arjantin'in birzamanların ıssız, terk edilmiş, soğuk, fakat bugünün turistik, zengin,kalabalık ve gürültülü kenti Ushuaia'ya ayın 8'inde giriş yaptık. Buradatekneyi en az iki ay insan yüzü görmeden yapacağımız uzun Patagonyakanalları seyrine hazırlayacaktık.

MART 2006 / Sayı 156



Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: HAKAN ÖGE
Fotoğraflar: HAKAN ÖGE


 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

DEÜ-SAT’tan sualtı temizliği
“Foça Temiz Deniz 2012”
Şarköy’ün Derelerinde Yüzlerce Balık Ölüsü Görüldü
Olayla ilgili inceleme başlatıldı.
'Yarısı Yılan Yarısı İnsan'a en iyi belgesel ödülü
Belgesel, Anadolu'da yılanların şahı olarak bilinen Şahmara...
Neikeia Antik Kenti Sınırına Çöplük Kuruluyor
Çöplük, sit alanının hemen sınırına kuruluyor.
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?